Zorla çalıştırma, artık yalnızca çalışma hakları ve kurumsal sorumluluk çerçevesinde değil, şirketlerin uluslararası pazarlara erişimini doğrudan etkileyen bir tedarik zinciri meselesi olarak da gündemde. Avrupa Birliği Zorla Çalıştırma Tüzüğü (EUFLR) ve ABD’nin zorla çalıştırmaya ilişkin ithalat rejimi, zorla çalıştırma ile bağlantılı ürünlerin pazara girişini engelleyen iki önemli düzenleyici çerçeve oluşturuyor.
BHRTR tarafından hazırlanan “Zorla Çalıştırma ve Pazara Erişim” başlıklı yeni bilgi notu, bu iki rejimin nasıl işlediğini, nerede ayrıştığını ve Türkiye’deki tedarik zincirleri açısından ne anlama geldiğini ele alıyor.
AB Zorla Çalıştırma Tüzüğü, tamamen veya kısmen zorla çalıştırma ile üretilmiş ürünlerin AB pazarına arz edilmesini, piyasada bulundurulmasını ve AB’den ihraç edilmesini yasaklıyor. 14 Aralık 2027’den itibaren uygulanacak Tüzük, şirket büyüklüğüne veya sektöre dayalı genel bir istisna öngörmüyor. Bu nedenle doğrudan AB’ye ihracat yapan küçük bir Türk tedarikçi de düzenlemenin kapsamına girebiliyor.
ABD’de ise Tariff Act’in 307. bölümü zorla çalıştırmayla üretilmiş ürünlerin ithalatını yasaklarken, UFLPA belirli menşe ve kuruluşlarla bağlantılı ürünler bakımından daha güçlü bir ispat yükü getiriyor. Nihai ürünün Türkiye’de üretilmiş olması da yukarı akıştaki riskli bir girdinin etkisini ortadan kaldırmayabiliyor.
Her iki rejim açısından da ortak mesaj, şirketlerin birinci kademe tedarikçinin ötesini görebilmesi. Denetim ve sertifikalar önemli olmakla birlikte tek başına yeterli olmayabilir. Ürünün ve girdilerinin kaynağını gösteren izlenebilirlik kayıtları, menşe belgeleri, ürün ağaçları ve bağımsız doğrulama giderek daha fazla önem kazanıyor.
Türkiye’nin AB ve ABD ile güçlü ticari ilişkileri düşünüldüğünde, bu gelişmeler ihracatçı şirketler ve onların tedarikçileri açısından doğrudan önem taşıyor.
BHRTR Bilgi Notu, iki rejimi karşılaştırmalı olarak inceleyerek şirketler için öne çıkan riskleri ve pratik hazırlık alanlarını ortaya koyuyor.